<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Metin Kalender</title>
	<atom:link href="http://www.metinkalender.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.metinkalender.com</link>
	<description>aslında masallar insanlar uyansın diye yazılırlar ama onlar hep uyurken okurlar.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 17 Sep 2011 12:36:06 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Glukoz (Kültür Sanat Haritası-Eylül-2011)</title>
		<link>http://www.metinkalender.com/yazilar/kultur-sanat-haritasi/glikoz-eylul-2011.html</link>
		<comments>http://www.metinkalender.com/yazilar/kultur-sanat-haritasi/glikoz-eylul-2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Sep 2011 08:54:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat Haritası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.metinkalender.com/?p=792</guid>
		<description><![CDATA[Beden kendi içinde glukozu aradı. Olabildiğince enerji için tümünü dokularda kullanıyordu. O günlerde daha fazla ihtiyaç duymaya başlamıştı. Ama bedenin görevi nedenini sorgulamak değildi, gerekeni yapmaktı. Bu nedenle var olanın tümünü harcadı. Her gün gereken miktarda bulamadığından yalnızca yaşamsal organları çalıştırabilmek için günlük aktiviteleri bir kenara bırakıp diğerlerine yoğunlaşıyordu. Günler geçtikçe işler daha da zorlaştı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beden kendi içinde glukozu aradı. Olabildiğince enerji için tümünü dokularda kullanıyordu. O günlerde daha fazla ihtiyaç duymaya başlamıştı. Ama bedenin görevi nedenini sorgulamak değildi, gerekeni yapmaktı. Bu nedenle var olanın tümünü harcadı. Her gün gereken miktarda bulamadığından yalnızca yaşamsal organları çalıştırabilmek için günlük aktiviteleri bir kenara bırakıp diğerlerine yoğunlaşıyordu. Günler geçtikçe işler daha da zorlaştı. Glukoz tükenmişti. Karaciğere başvuruldu ve depolarından düzenli olarak salgılanması sağlanmaya başlandı. Şimdilik her şey yolunda gibiydi. Arada sırada bazı besinler vücuda girmekle birlikte, içlerindeki materyal pek işe yaramıyordu. Nasıl olsa düzelecekti. O elinden geleni yapmaya devam etti. Karaciğer tüm performansını gösterdi. Artık kendi depoları iyice boşalmıştı. Sırada yapılacak şey belliydi. Dokulardaki yağları parçalayıp kana karıştırmak ve karaciğere getirmek gerekiyordu. Karaciğerin yağlardan glikoz çıkarabilecek yeteneği vardı. Önce kana karışan yağ hücreleri kan basıncının da yardımıyla çok kısa sürede hedefine ulaştı. Bir dizi reaksiyon sonunda glukoza dönüşen yağlar artık dokulara enerji olarak geri dönüyordu. Ama ayakta koşmayı sağlamak için değil yaşamı idame ettirmek içindi bütün bu koşuşturma. Kasların etrafındaki, aralarındaki, derinin altındaki ve hatta iç organların etrafındaki ve aralarındaki tüm yağ hücreleri tükenene kadar devam etti bu koşuşturma. Böbrek süzme fonksiyonları kan basıncının düşmesi ve enerji azlığı nedeniyle bozulmaya başlamıştı. Akciğer solunum fonksiyonları henüz bozulmamakla birlikte alarm veriyordu. Kalp, içine alıp vücuda gönderdiği kandaki oksijen miktarının yetersizliğinden habersiz sürekli atıyordu. Bazen yavaşlıyor ve ardından içindeki miktarın düşüklüğünü hissettirmemek için daha da hızlanıyordu. Yağların tükenmesiyle birlikte karaciğer bir görevi daha üstlenmeye hazırlanıyordu. Fabrikanın son görevi için beyinde görevli birkaç merkez elektrik sinyalleri gönderdi. Sinyaller bazı kimyasal maddeleri aktif hale getirdi ve doku arasındaki kas hücrelerinin yapı elemanı olan proteinlere emir geldi. Artık sırayla parçalanarak kana karışacak ve karaciğere gideceklerdi. O andaki görevleri bedeni hareket ettirmek ve dış etkilerden korumak veya avlanmayı sağlamak değildi. Görevleri, taşıdıkları ruhun makinesini ayakta tutabilmekti.</p>
<p>İp lifleri gibi protein dizileri basık ve yuvarlak hücrelere dönüşerek son noktaya hareket ettiler. Karaciğer bu yüksek protein moleküllerini parçalayıp, onlardan yine glukoz üretti ve kana geri gönderdi. Dokular ve organlar mücadeleye devam ediyordu. Gelen enerjiyi hiç bekletmeden kullanıyorlardı. Oksijen dokulara üzerlerindeki hemoglobulin sayesinde ulaşabiliyordu. Ama sayıları çok azalmıştı. Karaciğere giden beyin sinyalleri devam ediyordu. Fakat fabrikanın üretebileceği veya dönüştürebileceği maddeler artık gelmiyordu. Ama o kendini çalıştırmaya devam ediyordu. Çok fazla çalıştığı için kendi de büyümeye başladı. Dışarıdan ele gelebilecek gibiydi. Gözle görülebiliyordu. Çünkü kemiğin önünde ve derinin arkasındaydı. Artık kas iplikçikleri yoktu. Çok çalışan ve büyüyen karaciğer, içine girip de işlenerek çıkmaya çalışan sıvıları işleyemez oldu. Bu nedenle kendi etrafındaki dokuya sıvı sızmaya başladı. Artık etrafında geniş bir sıvı birikintisi olmuştu. Bazı sesler siroz diyordu. Böbrekler de artık süzme görevlerini yapamaz hale gelmeye başladılar. Zararlı maddeler vücuttan uzaklaşmıyordu ve bazı beyin merkezlerinde istenmeyen etkiler oluşturmaya başladılar.</p>
<p>Kendisini bitirmeye başlamış beden daha fazla yorgun düşemezdi. Kendi yaradılışına sığınmaya karar verdi. Tüm organlara emir gönderdi ve daha fazla yorulmalarının gerekmediği, görevlerini başarıyla yaptıkları, sevgilerinin içindeki kaynağın onları beklediğini anlattı. Birkaç tanıdık elin kucağında, bazısı bir günlük, bazısı birkaç yıllık, bazısı beş yüz gram, bazısı otuz kilo halde kaldılar. Kimisinin gözleri kapalı, kimisinin gözleri açıktı. Ama en önemlisi, karaciğerler durdu. Bütün bunlar SOMALİ’de oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.metinkalender.com/yazilar/kultur-sanat-haritasi/glikoz-eylul-2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lesson Nine-Farm Life</title>
		<link>http://www.metinkalender.com/videolar/lesson-nine-farm-life.html</link>
		<comments>http://www.metinkalender.com/videolar/lesson-nine-farm-life.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Apr 2011 07:59:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.metinkalender.com/?p=787</guid>
		<description><![CDATA[Sözler İngilizce İlkokul 5 ders kitabından
Beste, vocal, gitar: Metin Kalender
Davul: Artun Kalender

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sözler İngilizce İlkokul 5 ders kitabından</p>
<p>Beste, vocal, gitar: Metin Kalender</p>
<p>Davul: Artun Kalender</p>
<p><img src="http://www.metinkalender.com/wp-content/plugins/flash-video-player/default_video_player.gif" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.metinkalender.com/videolar/lesson-nine-farm-life.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Şizofrenin Anıları-Zambağın Gözleri</title>
		<link>http://www.metinkalender.com/anasayfa/bir-sizofrenin-anilari-zambagin-gozleri.html</link>
		<comments>http://www.metinkalender.com/anasayfa/bir-sizofrenin-anilari-zambagin-gozleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 15:22:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sanat Haritası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.metinkalender.com/?p=784</guid>
		<description><![CDATA[Zambağın Gözleri
İkinci  yazısını yazmaya başlarken birilerinin onu gözlediğini hissetti. Bu  düşünce, sahneye sayısız görüntünün yansıdığı bir böceğin gözleri gibi  karıştırıyordu aklını. En çok aklını kullanmayı sevdiği ve ona daha  fazla inandığı için de diğer duyularını onun hizmetine vermişti. Bu  nedenle orada oturup kendini izleyen sayılamayacak kadar göz olduğunu  biliyordu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ffff99;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><strong>Zambağın Gözleri</strong></span></span></span></p>
<p><span style="color: #ffff99;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">İkinci  yazısını yazmaya başlarken birilerinin onu gözlediğini hissetti. Bu  düşünce, sahneye sayısız görüntünün yansıdığı bir böceğin gözleri gibi  karıştırıyordu aklını. En çok aklını kullanmayı sevdiği ve ona daha  fazla inandığı için de diğer duyularını onun hizmetine vermişti. Bu  nedenle orada oturup kendini izleyen sayılamayacak kadar göz olduğunu  biliyordu. Onların etkisinden kurtulmalıydı. Çünkü onların onun  üzerindeki baskısı yeni bir tasarım sürecinin başlamasını engelliyordu.  Her an değişik düşüncelere kapılabilirdi. Fakat bazısı tatmin olana  kadar tüm benliğini kaplar ve ısrarcı davranırlardı. Kendini tanıyordu.  Kabullenmişti kendisini. Onu izleyenler var diye kabullendi kendi  kendine. Bununla birlikte o etkiden kurtulmalı ve olmak istediği gibi  kâğıt olmaya devam etmeliydi. Bildiği, gördüğü her şeyin dokusunu  başkalarına da anlatabilmeliydi. Bu nedenle ikinci kez mürekkebini  damlatmayı başarabilmeliydi. Tamam, bu kesindi, bunu yapmalıydı. Peki ya  onu gözleyenleri nasıl engelleyecekti. Öncelikle, yapamamasının  nedeninin özüne inmeliydi. Bunun cevabını verirse sorunu çözebilmesi an  meselesiydi. Aklına gelen ilk kelime “Güç” oldu. Evet, başka bir güç şu  anda onu yönlendiriyordu. Bu güç izlendiği duygusunu onda oluşturan  baskının ta kendisiydi. Belki de izleyen yoktu, ama o böyle  hissediyordu. Güce karşı gelemediğini fakat kendine yani kâğıda dokunmak  istediğini anladı. İşte tam o anda ikisini de aynı anda fark etmişti.  Tek bir çıkar yolu vardı. Karşı gelemediği gücün kendisini  kullanmalıydı. Eğer bir güce karşı gelemiyorsan onun gücünü  kullanmalıydın.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #ffff99;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Etrafına  bakındı, kendini izleyen gözlere sahip ne olabilirdi. İlk dikkatini  çeken bir vazo oldu. İçinde bir zambak yaprağı vardı. Öylece masum  izliyordu onu. İçindeki tüm şefkati aldığı gibi akıtıyordu atmosfere.  Güç, iyi hissettiren ve nereden geldiği belli olmayan ışık huzmeleri  halinde odayı kaplıyordu. Evet bulmuştu. Kendisi odaya böyle  bakabilmeliydi. Ya da her şeyi böyle görebilmeliydi. Sayılamayacak kadar  göz gibi bakabilmeli ve ışığını doldurmalıydı her yere. Böylece  algılanırdı maddeler ve cisimler. Üzerlerine çarpıp yansıyan ışıklarla  fark ederlerdi hepsini. Öyle ayırt edebilirlerdi onları birbirlerinden.  Altın oranlarını böyle anlardınız bitkilerin, böceklerin, insanların…  Böyle ölçüp biçerdiniz binaları, insan burunlarını, dudaklarını böyle  çizip düzeltebilirdiniz.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #ffff99;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Aslında  kavramlar da böyle algılanmalıydı. Doğadaki altın oran yalnızca  fiziksel güzelliği ölçülendirebiliyordu.  Ya da Fibroniacci diziliminin  belli bir düzeninin olması gibi yalnızca matematiksel olarak  şekillenebiliyordu her şey. Peki ya ruh veya kavramlar. Görülmeyen ama  bilinenlere ne demeliydi. Onların ışığa ihtiyacı yoktu. Ama insanlar  içlerinin ışığa ihtiyacı olduğunu sanıyorlardı. Onların gözlere ihtiyacı  vardı ona göre. Hem de pek çok sayıda.</span></span></span></p>
<p><span style="color: #ffff99;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Zambak  yaprağını alıp kendi gövdesine yapıştırdı ve onun gözlerini taklit edip  kendi bakışlarını karaladı yine kendine. Yani kâğıda. O an her şeyi  algıladığı, duyduğu ve gördüğü an oldu. İki mısra yazdı arkasından ve  her zamanki gibi kendiyle çelişti…</span></span></span></p>
<p><span style="color: #ffff99;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Bakınca göremiyordum</span></span></span></p>
<p><span style="color: #ffff99;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Ta ki gözlerimi kullanmaktan vaz geçene kadar</span><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><strong> </strong></span></span></span></p>
<p><span style="color: #ffff99;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><strong><a href="../wp-content/uploads/2010/05/Zambak.jpg" target="_blank"><img title="Zambak" src="../wp-content/uploads/2010/05/Zambak-216x300.jpg" alt="Zambak" width="216" height="300" /></a></strong></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.metinkalender.com/anasayfa/bir-sizofrenin-anilari-zambagin-gozleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Şizofrenin Anıları-AŞK (Kültür Sanat Haritası)</title>
		<link>http://www.metinkalender.com/anasayfa/bir-sizofrenin-anilari-ask-kultur-sanat-haritasi.html</link>
		<comments>http://www.metinkalender.com/anasayfa/bir-sizofrenin-anilari-ask-kultur-sanat-haritasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 15:21:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sanat Haritası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.metinkalender.com/?p=781</guid>
		<description><![CDATA[Etrafta  sonsuz ve büyük mutluluklar göremiyorum. Küçük sevinçler var koca bir  hüzün yumağının içinde. Ve bu yumakla, evren var olduğundan bu yana iyi  geçinebilen küçük sevinçler var. Hepsinin temelini hüzün oluşturuyor.  Bir atomun çekirdeğinde kararsızca, fakat kendi tüm yapısını bozmayacak  şekilde dönüp duruyorlar. Hüzne yenikler, onunla yaşıyorlar, hatta  mutluluklarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffff00;">Etrafta  sonsuz ve büyük mutluluklar göremiyorum. Küçük sevinçler var koca bir  hüzün yumağının içinde. Ve bu yumakla, evren var olduğundan bu yana iyi  geçinebilen küçük sevinçler var. Hepsinin temelini hüzün oluşturuyor.  Bir atomun çekirdeğinde kararsızca, fakat kendi tüm yapısını bozmayacak  şekilde dönüp duruyorlar. Hüzne yenikler, onunla yaşıyorlar, hatta  mutluluklarının temelinde hüzün yatıyor. En güzel melodileri, en güzel  kokuları birer birer tarif ediyorlar. Ama bütünüyle tarif ediyorlar.  Koca bir yaşanmışlığı, tek bir anı defterine birkaç notla iliştirip  anımsatıyorlar kendilerine. Tüm lahitler sessizce en uzun filmleri arka  arkaya izliyorlar. Her tarafları dolmuş taşmış. Geriye birikmiş bir sürü  hayat varken üstelik. Anlamını kavramak için sorular soruyorlar  kendilerine. Soruları bilmek biler yetiyor yaşamış olmalarına. Bazen  çiçeklere aldanıyorlar. Bunu biliyorlar. O koku bir kere gelip geçecek.  Onun için ümitsizce ezberliyorlar onu. Artık o olmasa bile onun  farkındalar, ayırtındalar, kimin üzerinde kokarsa başlarını ona  çevirebiliyorlar. Bazen bir akşamüstü oluyorlar. Açık sarıdan kızıla  sonrada eflatuna dönüyorlar. Günebakanlar gibiler. Onu da ezberliyorlar.  Kendi biyolojileri onu da ezberliyor. Bazen seviyorlar. Damaklarındaki  tad hiç bitmesin istiyorlar. Her bir defasında daha az ama derin nefes  alıp içlerinde tuttuklarında hiç bitmez sanıyorlar sevgiyi. Bazen  özlüyorlar. Hemen bitsin istiyorlar. O nedenle uzuyor zaman kendi  diliminden. Şişirip balon yapıp vakit geçiriyorlar ağızlarındaki sakızı.  Kavuşmak için sabırsızlanıp, kavuşunca geçmez sanıyorlar. Bazen terk  ediliyorlar. Dünyanın en ucundaki güneşi batarken izliyorlar. Gitti  sanıyorlar, hâlbuki arkalarından doğmayı bekliyor. Terk ettiklerinde de  kendi güneşleri doğuyor. Anlamsızca harcıyorlar ışıklarını. Gözleri  kırışıyor zamanla. O kadar çok tapıyorlar ki zamana. Zaman hüznün treni  oluyor. Onu her yere dağıtıyor. Bütün hikâyelere atıyor tohumlarını.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffff00;">Etrafta  sonsuz ve büyük mutluluklar göremiyorum. Küçük sevinçler var koca bir  hüzün yumağının içinde. Yaradılışın içinde de var hüzün. İlk canlı o  nedenle bir gözyaşından oluveriyor. Sonra çoğalıyor. Irmaklar oluyor.  Kocaman canlılar, kocaman hüzünler. Yaradılışları aynı. O nedenle  sevinçleriyle hüzünleri aynı gözyaşının içinde gizli kalıyor. Gerçekle  hayali ayırt etmeye çalışıyorlar. Bilmiyorlar ki; beyinleri ikisini  ayırt edemez. Bu nedenle filmlerde sevinip kahkaha atıyor veya üzülüp  ağlıyorlar.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffff00;">Büyüdükçe  tanımıyorlar birbirlerini. Bazen kesip yiyorlar benzerlerini, makine  dedikleri yeni oyuncaklarla besliyorlar çocuk yuvalarını. Aç kalınca  hemen kızıyorlar. Kazanmayı erdem sanıyorlar. Hüznü sevmiyorlar.  Yaradılış sebepleri olan hüznü. O zaman suyu da sevmiyorlar, o zaman  ölümü de sevmiyorlar, o zaman dünyayı da sevmiyorlar. Her şeyin  karşıtını arıyorlar. Barışa karşı savaş, karaya karşı ak,  kaybetmeye  karşı kazanmak sanıyorlar koca yaşamı. Her şeyin karşıtını arıyorlar.  Oysaki hepsinden yalnızca bir tane var. Diğerini kendileri uyduruyorlar.  Oysaki yalnızca bir tane var. Ama bir tanesi var ki, onun karşıtını  bulamıyorlar. Ona yalnızca tek bir şey “aşk” diyorlar.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffff00;">Sabahın vakti gün batışını izliyorum</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffff00;">Akşamın vakti gün doğuşunu izliyorum</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffff00;">Birbirinin tersi oluyorlar</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffff00;">Bilmiyorum neresindeyim dünyanın</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffff00;"> </span></span></span></p>
<p><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffff00;">Bildiğim tek şey</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: book antiqua,palatino;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffff00;">Tek bir güneş olduğu</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.metinkalender.com/anasayfa/bir-sizofrenin-anilari-ask-kultur-sanat-haritasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Metin Akpınar Kan Bağışlattırıyor</title>
		<link>http://www.metinkalender.com/anasayfa/metin-akpinar-kan-bagislattiriyor.html</link>
		<comments>http://www.metinkalender.com/anasayfa/metin-akpinar-kan-bagislattiriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 15:18:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.metinkalender.com/?p=779</guid>
		<description><![CDATA[Senaristler  de artık Kan Bağışının ülkemiz için &#8220;ACİL DEĞİL, SÜREKLİ İHTİYAÇ&#8221;  olduğunun farkına varmaktalar. Bu sebeple ülkemizde yayınlanan,  özellikle çok izlenen dizilerde toplumunun bilinçlendirilmesine yönelik  çalışmalar  gün geçtikçe artmaktadır. Dizinin bu bölümündeki Kan Bağışı  bölümünde Dr Metin Kalender de yer almaktadır. 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kanver.org/" target="_blank"><span style="font-size: medium;">Senaristler  de artık Kan Bağışının ülkemiz için &#8220;ACİL DEĞİL, SÜREKLİ İHTİYAÇ&#8221;  olduğunun farkına varmaktalar. Bu sebeple ülkemizde yayınlanan,  özellikle çok izlenen dizilerde toplumunun bilinçlendirilmesine yönelik  çalışmalar  gün geçtikçe artmaktadır. Dizinin bu bölümündeki Kan Bağışı  bölümünde Dr Metin Kalender de yer almaktadır. </span></a></p>
<p><span style="font-size: medium;"><a href="http://www.kanver.org/" target="_blank"><img title="_DSC3763" src="../wp-content/uploads/2010/05/DSC3763-300x199.jpg" alt="_DSC3763" width="300" height="199" /></a></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.metinkalender.com/anasayfa/metin-akpinar-kan-bagislattiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geçmişin Özü</title>
		<link>http://www.metinkalender.com/ozgecmis/gecmisin-ozu.html</link>
		<comments>http://www.metinkalender.com/ozgecmis/gecmisin-ozu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 15:08:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özgeçmiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.metinkalender.com/?p=776</guid>
		<description><![CDATA[0-10 Yaş
1963 Yılında Antalya&#8217;da, Din adamı bir babayla, evhanımı bir genç annenin oğlu olarak doğdu. Asıl dünyaya gelişi bu tarihin tam 3 ay sonrası veya 9 ay gerisiydi. Babasının Din Ateşesi olarak Almanya&#8217;ya 3 yıllığına atanması nedeniyle 1967-70 yıllarında Hamburg&#8217;ta yaşadı. İlkokula başlamadan önce Büyükbabasının Hac ziyaretinden sonra getirdiği toprak darbukasıyla çalmaya ve şarkı söylemeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>0-10 Yaş</strong></p>
<p><a href="../img/aile.jpg" target="_blank">1963 Yılında</a> Antalya&#8217;da, Din adamı bir babayla, evhanımı bir genç annenin oğlu olarak doğdu. Asıl dünyaya gelişi bu tarihin tam 3 ay sonrası veya 9 ay gerisiydi. Babasının Din Ateşesi olarak Almanya&#8217;ya 3 yıllığına atanması nedeniyle 1967-70 yıllarında Hamburg&#8217;ta yaşadı. İlkokula başlamadan önce Büyükbabasının Hac ziyaretinden sonra getirdiği toprak darbukasıyla çalmaya ve şarkı söylemeye başladı. Abidinpaşa ilkokulunda sobalı bir barakada okudu. Bir keresinde tahtada sözlüdeyken siyah önlüğü yandı. Müsamerelerde (Ki o zamanlar cumartesileri de okullar açıktı.) şarkılar söyleyip darbuka çaldı. Bir gün toprak darbukası halıya düşüp kırıldı. Annesinin süpürge makinasıyla onları temizledi.  Fakat içine düşen sanat ateşi büyümeye devam ediyordu. Sınıftaki her türlü kolun başkanı oldu.  İçlerinde Kızılay kolu da vardı. Almanya&#8217;dan getirdiği ve çok sevdiği Kırmızı 3 tekerli bisikleti bir gün Başkent Lisesi lojmanı merdiven altından çalındı. Aynı gün arkadaşlarıyla Abidinpaşa ve Cebeci civarındaki tüm dükkanları dolaşarak araştırma yaptılar. O sırada önemli bir tv dizisi olan &#8220;uzay yolu&#8221;nun karakterlerine bürünerek polis gibi dolaştılar. Tesadüfen çalınan bisikleti bir dükkanda buldular. Koşarak eve geldi ve bu durumu annesine bildirdi. Fakat ebeveynler ağırdan aldılar. Tekrar dükkana gittiklerinde irikıyım dükkan sahibi öyle bir bisikletin olmadığı yalanını attı. Sonra hırsız yakalandı. Babamın öğrencilerinden biriymiş&#8230; Annesi babama yalvarmış. Onu affetmişler, ama Metin&#8217;e sormamışlar. 6 yaşındayken zeka testine girdi. Zekası 9 yaşa eşit çıktı. Şimdi 46 yaşında yani 49 yaşındaki bir adamın zekasına sahip.</p>
<p><strong>10-20 Yaş</strong></p>
<p>Babası Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Öğretim Üyesi olduktan sonra Dikmen&#8217;e taşındı ve Namık Kemal Ortaokulu&#8217;na yazıldı. Okula gidip gelirken yıllarca Saraçoğlu Mahallesinin her iki tarafı ağaçlı Kumrular sokağından geçti. O güzel yolun her mevsimini ve kendi yolunun mevsimlerini gördü. Kızılayda bulunan Kocabeyoğlu Pasajı sırasındaki Tansel Plak adlı mağazadan ona bir klasik gitar alındı. İlk çaldığı parçalar &#8220;Romans&#8221; ve &#8220;Ankara&#8217;nın taşına bak&#8221; oldu. Müzik öğretmeni onun yeteneğini keşfetti ve okul korosuna korist olarak alındı. Cumartesi sabahlarının ilk TV yayınlarının başladığı deneme yayınları programlarından ilkinde TRT&#8217;de Namık Kemal Okul Korosu içinde yer aldı. Ortaokulda 6 dönemde de takdir aldı. Liseyi Ankara Atatürk Lisesinde okudu ve yine başarıları devam etti. Son dönemde <a href="../img/AtaturkLisesi80.jpg" target="_blank">Milliyetin liselerarası müzik yarışmasına</a> okul orkestrasıyla katıldı ve grubu İstanbul finaline taşıma başarısı gösterdiler. Lisede dersler esnasında sıkıldığı zamanlarda içinden &#8220;Beatles&#8221; albümlerinden şarkılar hayal ederek mutlu oldu. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı. Hastalarından biri olan <a href="../anasayfa/ramazan.html" target="_blank">Bolu&#8217;lu Ramazan</a> kan kanserinden öldü.  Bu olay onu çok etkiledi. Okulun sosyal faaliyetlerinin her zaman içinde oldu. Orkestralarıyla Gazi Tıp adına konserler verdi. Saçları hep uzun oldu. Fakat yalnızca bir hocasının ısrarı üzerine saçlarını bir kereye mahsus olarka kesti. Fakat tek uzun yeri saçları değildi. Bu nedenle fikirleri değişmedi. Tam 20 yaşında Ankara Bakanlıklar durağının olduğu yerdeki Batı Pasajında &#8220;Batı Kafe&#8221;de müziğe başladı. Yevmiyesiyle bir hamburger ve bir çay alabiliyordu. Daha sonra Tunalı Caddesindeki <a href="../img/1.jpg" target="_blank">&#8220;Spesyal&#8221;</a> restoranında çalmaya başladı. 1991 yılında TRT&#8217;nin açmış olduğu ve ikincisi düzenlenen<a href="../anasayfa/trt-altin-anten-hafif-muzik-beste-yarismasi-birinciligi-1999.html" target="_blank"> &#8220;TRT Altın Anten Beste Yarışması&#8221;</a>nda kendi seslendirdiği <a href="../anasayfa/trt-altin-anten-hafif-muzik-beste-yarismasi-birinciligi-1999.html" target="_blank">&#8220;Sessizce Gülümserim&#8221;</a> adlı parçasıyla Birincilik ödülü aldı.</p>
<p>1993&#8242;de <a href="http://www.metinkalender.com/wp-content/uploads/2011/09/metod.jpg" target="_blank">Yeni Başlayanlar İçin Gitar Metodu</a> adıyla bir gitar öğrenim metodu yazdı. metodun içindeki çizimleri, fotoğrafları ve birlikte verilen çalışma kasetini kendisi yaptı.</p>
<p><strong>20-46 Yaş</strong></p>
<p>Uzun bir<a href="../img/DuralKadioglu.jpg" target="_blank"> Tıp Fakültesi</a> süreci sonunda mezun oldu. Uzun olmasının temel sebebi Müzisyen olarak hayatını kazanmaya başlaması oldu.</p>
<p>Tıp hayatı, daha çok sağlığın proje alanında devam etti. Mecburi hizmetini takiben Sağlık Bakanlığı <a href="../img/SBYonetim-1.jpg" target="_blank">Sağlık Projeleri</a> kapsamında &#8220;Sağlık Yönetimi&#8221;, &#8220;Sağlık Enformasyon Sistemleri&#8221; çeşitli görevlerde çalıştı. Ardında T.C. Sağlık Bakanlığı/Avrupa Birliği &#8220;Üreme Sağlığı Programında Saha Kordinatörü, İletişim Stratejileri, Web Yönetimi ve Gençlik Danışma Merkezleri konularında çalıştı.</p>
<p>Çeşitli Çocuk Yuvalarında doktorluk yaptı, Byrest danışmanlık firmasına danışmanlık hizmeti verdi ve restorancılık sektörü ile yakından ilgilendi. Oruçoğlu Holding&#8217;in sağlık ile ilgili projlerinde medya danışmanlığı yaptı. Bir özel şirketin Kan Bankası Bilgi Sistemi Yazılım çalışmalarında ürün danışmanlığı yaptı. Spastik Çocuklar Derneğinde Proje Koordinatörlüğü yaptı. İletişim teknolojileri ile yakından ilgilenmeye başladığı dönemde Bireysel Yaşam Koçu olarak alternetif tıp kliniklerinde çalıştı.</p>
<p>Pop sanatçısı Alpay&#8217;ın barı olan<a href="../img/2.jpg" target="_blank"> &#8220;Karpiç Bar&#8221; </a>da <a href="../img/Karpic4.jpg" target="_blank">(1986-1992)</a> yılarca çalıştı. Yanısıra Ankara Villa Restoran, Replik Bar gibi Ankara&#8217;nın bilinen barlarında çeşitli orkestralar kurarak müzik işlerine devam etti. En son grubu Sheraton &#8220;Club House&#8221;da &#8220;Smooth Touch orkestrası oldu. Daha sonra <a href="../img/MetinTuray.jpg" target="_blank">Turay Dinleyen (Keman)</a> ve Bilgin Canaz (Ney, flüt) gibi ustalarla ikili olarak çalmaya devam etti. Bu ikili gruplarla &#8220;Villa&#8221; ve &#8220;ODTÜ Vişnelik&#8221;te çaldı. (2000-2008)</p>
<p>Galerinev barda dönemin tanınmış müzisyenlerinden Uğur Ersoy ile çalarken konuklar arasında bulunan Yılmaz Erdoğan ile tanıştı. ertesi yıl Yılmaz Erdoğan&#8217;ın <a href="../img/untitled.jpg" target="_blank">&#8220;Kayıp Kentin Yakışıklısı&#8221;</a> adlı şiir kasetinin 16 bestesine imza attı. (1997)</p>
<p>Ertesi yıl Yılmaz Erdoğan&#8217;ın yazıp sahneye koyduğu ve <a href="../img/4.jpg" target="_blank">Beşiktaş Kültür Merkezi</a> oyuncularının oynadığı &#8220;Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?&#8221; adlı tiyatro oyununun müziklerini yaptı. Bu müziklerle &#8220;Yılın En İyi Sahne Müziği&#8221; dalında <a href="../oduller/afife-jale-odulu.html" target="_blank">&#8220;Afife Jale&#8221;</a> ve <a href="../oduller/avni-dilligil-tiyarto-odulleri-1999.html" target="_blank">&#8220;Avni Dilligil&#8221;</a> adlı tiyatro ödüllerinin sahibi oldu. (1999)</p>
<p>1999&#8242; da Artun Kalender doğdu. 2000 yılında boşandı, Oğlu ile birlikte yaşamaya başladı.</p>
<p>2002 yılında yine Yılmaz Erdoğan&#8217;ın yazıp sahneye koyduğu ve Beşiktaş Kültür Merkezi oyuncularının oynadığı <a href="../besteler/bana-bir-seyhler-oluyor.html">&#8220;Bana Bir Şeyhler Oluyor&#8221;</a> adlı tiyatro oyununun müziklerini yaptı.</p>
<p>2003 yılında<a href="../img/8.jpg" target="_blank"> &#8220;Ata Demirer&#8221;</a>in yaptığı bir komedi dizisi olan &#8220;Korsan TV&#8221; adlı tv dizisinin jenerik müziklerini yaptı.</p>
<p>Aynı yıl yine bir TV dizisi olan &#8220;Bekarlar&#8221;ın müziğini yaptı.</p>
<p>2004 yılında TRT Ankara Radyosunun gece yayın kuşağında &#8220;Zaman Makinesi&#8221; adlı bir program yaptı.</p>
<p>2005-2008 yıları arasında<a href="../img/9.jpg" target="_blank"> TRT&#8217;nin &#8220;Sağlık Yaşam&#8221;</a> adlı sağlık programının yapım ekibinde yer aldı. <a href="../img/TRT3programi-1.jpg" target="_blank">Program orkestrasında</a> solist olarak çalıştı.</p>
<p>Oğlunun filmlerini çekip film programlarını kurcalamaya başlayacak kadar kafası karıştıktan bir müddet sonra &#8220;Garanti Bankası Hobi Klüplerinin&#8221; açtığı &#8220;Mutluluk&#8221; adlı kısa film yarışmasında <a href="../anasayfa/garanti-bankasi-kisa-film-yarismasi-ucunculugu-2009.html" target="_blank">3. lük ödülü</a> aldı.</p>
<p>Şu anda <a href="../kultur-sanat-haritasi" target="_blank">&#8220;Kültür Sanat Haritası&#8221;</a> ve <a href="../the-best" target="_blank">&#8220;The Best&#8221;</a> adlı dergilerde yazılar yazmaktadır. Şiir öykü ve roman çalışmlarına devam etmektedir.</p>
<p>Metin Kalender Uzun süredir  &#8220;Kızılay Kan Hizmetleri Bölümü&#8221;nde çalışmaktadır. Ülkedeki Gönüllü Kan Bağışçılarının artırılabilmesi ve Ülke ihtiyacı olan kan bağışı sayılarına ulaşılabilmesi için hizmet vermektedir. Amacı, 2015 yılına kadar ülkenin tüm kan ihtiyacının Gönüllü Kan Bağışçılarından sağlamasına hizmet vermektir. Bu görev onurlu bir görevdir. Bu görev; Toplumda bir başkasının menfaatiyle kendi menfaatini karşılık beklemeden bir tutan gönüllü, altruistik davranış temelli düşünen bireylere onlara zarar vermeden kanın alınması, ihtiyaç sahiplerine en güvenli kanı sağlayabilmeyi amaçlayan onurlu bir görevdir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.metinkalender.com/ozgecmis/gecmisin-ozu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANA</title>
		<link>http://www.metinkalender.com/yazilar/olum-ve-ask-teorileri/ana.html</link>
		<comments>http://www.metinkalender.com/yazilar/olum-ve-ask-teorileri/ana.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 May 2010 13:41:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ölüm ve Aşk Teorileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.metinkalender.com/?p=755</guid>
		<description><![CDATA[252 gün durdum
o karanlık ama güvenli yerde
ekmek kordondandı
su kordondan
 
umut
sevgi
kızgınlık
hoşgörü
güzellik
güç
zayıflık
yetenek
kıskançlık
herşey vardı orada
bir insanda olması gereken
 
hepsini duyumsadım farkında olmadan
 
her sesi duydum
her konuşmayı
her şeyi gördüm
her şeye dokundum oradan
 
bazılarını sakladım
bazılarını attım kendimden uzağa
sevinince gerindim
korkunca yan dönüp kıvrıldım dizlerime
 
evrenin sonsuzluğundan bir enerji seli gibi
rengarenk aktım bu dünyaya doğru
 
ve
 
o
 
içimde kaldı yine sonsuza kadar
 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: medium;">252 gün durdum</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">o karanlık ama güvenli yerde</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">ekmek kordondandı</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">su kordondan</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">umut</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">sevgi</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">kızgınlık</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">hoşgörü</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">güzellik</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">güç</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">zayıflık</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">yetenek</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">kıskançlık</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">herşey vardı orada</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">bir insanda olması gereken</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">hepsini duyumsadım farkında olmadan</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">her sesi duydum</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">her konuşmayı</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">her şeyi gördüm</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">her şeye dokundum oradan</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">bazılarını sakladım</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">bazılarını attım kendimden uzağa</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">sevinince gerindim</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">korkunca yan dönüp kıvrıldım dizlerime</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">evrenin sonsuzluğundan bir enerji seli gibi</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">rengarenk aktım bu dünyaya doğru</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">ve</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">o</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">içimde kaldı yine sonsuza kadar</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">adı annemden de eskiydi onun</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">adı onun</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">masumiyetdi</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.metinkalender.com/yazilar/olum-ve-ask-teorileri/ana.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çiçek</title>
		<link>http://www.metinkalender.com/anasayfa/cicek.html</link>
		<comments>http://www.metinkalender.com/anasayfa/cicek.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 May 2010 10:37:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[The Best]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.metinkalender.com/?p=741</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.dijimecmua.com/ankara-the-best/1079/index/964271_/" target="_blank"><img class="alignnone size-full wp-image-742" title="The Best4" src="http://www.metinkalender.com/wp-content/uploads/2010/05/The-Best4.jpg" alt="The Best4" width="170" height="230" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.metinkalender.com/anasayfa/cicek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Şizofrenin Anıları(4)-TATİL (FE Dergi Mayıs)</title>
		<link>http://www.metinkalender.com/yazilar/fdergi/bir-sizofrenin-anilari4-tatil.html</link>
		<comments>http://www.metinkalender.com/yazilar/fdergi/bir-sizofrenin-anilari4-tatil.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 10:59:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[F Dergi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.metinkalender.com/?p=730</guid>
		<description><![CDATA[Artık zamanıydı. Başlamalıydı. Bir kitap kadar kısa, bir sayfadan uzun olan tüm duyguları ya da hayalleri, belki de birtakım ciddi konularla birlikte harmanlanıp dökülmeliydi inceltilmiş ağaç kabuklarına. Divit ucu eskimemiş ve yaladığı mürekkebi bal gibi dökebilecek uzun ince bir kalemin rehavetine bırakması yeterliydi kendisini. Yalnızca işte bu kadardı. Biraz da zaman gerekiyordu elbette. Zamanı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: medium;">Artık zamanıydı. Başlamalıydı. Bir kitap kadar kısa, bir sayfadan uzun olan tüm duyguları ya da hayalleri, belki de birtakım ciddi konularla birlikte harmanlanıp dökülmeliydi inceltilmiş ağaç kabuklarına. Divit ucu eskimemiş ve yaladığı mürekkebi bal gibi dökebilecek uzun ince bir kalemin rehavetine bırakması yeterliydi kendisini. Yalnızca işte bu kadardı. Biraz da zaman gerekiyordu elbette. Zamanı bir bayram tatilinden alabilirdi. Herkese göre bayram tatilleri, herkesin hınca hınç dolduğu otobüs garajları, önceden ayırtılmış ve kalınmayı bekleyen otel odaları, açık büfeler veya uzak ya da yakın akrabaların ziyaretleriyle gelenekselleşmiş bir kavramdı. Tatiller. Nedendir bilinmez, hep o zamanlarda insanlar özgürdür. Ya da tutsaklıkları… Bir tatil değerindedir ve tadında küçük kaçamaklar bile olmadan gelip geçiverir. Tutsaklıklar… Giriş, gelişme ve sonuç kadar basite indirgenebilecek bir hikâyenin ara bölümlerinden biri kadar tek başına tutsaklıklar. Tek başına kadar özgürlüklere benzerler. Tek farkları o odada niye bulunduğundur. Bu nedenle tutsak ya da özgür olmak kendi elindedir. Kendini özgür sanıp tatile gidenlere inat olsun diye, yine onların tutsaklık dediği bir yere, ama özgür olmaya gitti. Gittiği yer bir evdi. Hani herkesin günlük yaşadığı evlerden biriydi. Buna karar verdikten sonra aile büyükleri tarafından çeşitli yorumlara maruz kalmaya başlamıştı. Aslında hiç birisi umurunda değildi söylenenlerin.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Onlara göre kendini eve kapaması akıl alır değildi. Ama delikanlıydı. İşine karışılmazdı. Hayret dolu bakışlar arasında o eve doğru elinde bir çantayla ağır çekimde yaklaşmaya başladı. Kapıdan içeri girerken, sonradan fark edeceği duygular. Henüz olgunlaşmamış bir embriyonun içindeki özlerin hareketi gibi akıyordu aklına. Aklı sabırsızlanmaya başlamıştı. Bir an önce kapıdan girmesi gerekiyordu. Fakat aklı, başkalarının kilometrelerce öteden söylediği birkaç tonluk fikirlerle arada sırada bloke oluyordu. Onların etkisini aza indirebilmek için duymazlıktan geliyordu. Ama duyuyordu. Zihni, ciddi ve hayali ayırt etmek isterken, etrafında olup bitenler her şeyi “ayağı yere basar” şekle dönüştürüp onu kendinden uzaklaştırıyordu. Hâlbuki yazabilmek için biraz önceki akışkanların, kendine en yakın noktaya gelebilmesi gerekiyordu. Bunun da bilincindeydi. Her şeyin bilincinde olmak cennet ve cehennemin aynı yerde olduğunun kanıtı gibiydi. Cennet ve cehenneme, kader veya benzerleri onun aklını çok fazla meşgul etmezdi. Fakat yaşadığı yerde bunlar biliniyordu yalnızca. Kendini diğerlerinden soyutlamakmış gibi algıladığını düşündüğü halde, kapıyı açtı ve içeri girdi. Biraz yemek, biraz çay ona yetecekti.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Hiç tereddüt etmeden, diviti daldırdı mürekkebe. Şöyle bir kaldırıp yukarı kıvamına baktı koyu mavinin. Kan gibiydi. Yaşam gibiydi. Biraz sonra döküleceklerin sabitlenmesinin seremonisini yaşarken kalem tutan parmaklar, gözleri kâğıdın üzerindeki beyazlığa daldı. Tam ortasında kâğıdın, kendi içinde hareler oluşturarak devinen matematik işlemlerini görmeye başladı. Her biri bir diğerinin düğümü ve çözümü olan binlerce küçük hikâyecik dolanıyordu üstünde. Parmakları uyuştu. Kâğıda dökebileceklerinin çok ötesinde olduğunu gördü harelerin. “Baş edebilir miyim” diye düşünmeye fırsat kalmadan, sayfa numaraları kendi yerlerini almaya başladılar. Arada sırada mükümmelliyetçiliğinin kendine düşmanlığını da algılayabiliyor ve olması gereken kurallara göre yazıp yazamadığını düşünüyordu. Onun zihni kendine her zaman aynı mesafede durmuyordu. En uzakla en yakının tam olarak “herhangi bir yerinde” dolaşıyordu. İçindeki ve dışındakilere rağmen sonuna kadar gitti harelerinin. Sayfanın beyazı seçilemeyecek kadar, daralana kadar, tatil bitene kadar kaldı o evde. Elinde boş bir hokka kutusu, iki yüz otuz sayfalık ilk eser, üzerindeki mintan, altındaki pantolon ve bir dahaki sefere kirletmek istediği binlerce sayfanın umuduyla kapıdan çıktı. Yine ilk, aynı mağrur ve haklı adımlarıyla bir başlık fikri için en değer verdiği aile büyüğünün odasına girdi. Girerken şapkasını ve ayakkabısını çıkardı. Yolculuk boyunca aklının derinliklerinde ona eşlik eden bir keman viyolonsel ikilisinin, onun yaşamındaki bu kesitini canlandıran ve yeni bir başlangıcın huzurunu zihninde reflekslere dönüştüren melodilerini tadıyordu. Karşısında duran büyüğünün tek bir cümlesi için müzik biraz “sus” verdi. Kitabın adını sordu ona. Bir tek onu bilememişti. Adı yoktu sayfaların. Ya da isim babasının olmasını istedi. Yanıt gelmişti. “Kıçı Yanan Eşek, attan hızlı koşar.”</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">“Sus” bir süre daha devam etti</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Şapka ve ayakkabı orada kaldı</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Ardından birbirine dik iki paralel çizgi belirdi portenin en son sayfasında</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Yaylılar bir daha başlamadılar</span></p>
<p><strong><span style="color: #ffcc00;"><span style="font-size: medium;">Yaşam Temaları-2</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ffcc00;"><span style="font-size: medium;">Beste ve DÜzenleme: Metin Kalender</span></span></strong></p>
<p><span id="nazdravemp3_2"><a href="http://www.adobe.com/products/flashplayer/" target="_blank">Go get Adobe Flash Player!</a></span>
<script type="text/javascript">
	var so = new SWFObject(
		"http://www.metinkalender.com/wp-content/plugins/nazdrave-mp3/mp3player.swf",
		"nazdravemp3_player", "300", "20", "8", "#FFFFFF");
	so.addVariable("file", "http://www.metinkalender.com/themeforlife.mp3");
	so.addVariable("autostart", "true"); so.addVariable("repeat", "true");
	so.write("nazdravemp3_2");
</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.metinkalender.com/yazilar/fdergi/bir-sizofrenin-anilari4-tatil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.metinkalender.com/themeforlife.mp3" length="4409259" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Balıkçı (Ölüm ve Aşk Teorileri-Metin Kalender-2010)</title>
		<link>http://www.metinkalender.com/anasayfa/balikci-olum-ve-ask-teorileri-metin-kalender-2010.html</link>
		<comments>http://www.metinkalender.com/anasayfa/balikci-olum-ve-ask-teorileri-metin-kalender-2010.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2010 16:30:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm ve Aşk Teorileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.metinkalender.com/?p=714</guid>
		<description><![CDATA[Kalemlerine özenmeden
Karşısındaki tahta ve üzeri çizili masada
Biraz koyu bir kâğıdın üzerinde
Hiç zahmet çekmeden sabitliyordu düşüncelerini
 
Düşünceleri kızından
Karısından
Sevdiklerinden uzakta
Kendi bedenine esir olmuş bir teknenin
Şafak habercileriydi
 
İşte aynı şafakta yola çıkmıştı kendisiyle
Tek derdi haklı olmadan yaşayabilmekti
Ona göre mutluluğun karşıtı yoktu
Tersini bilmezdi çünkü
 
Ona tersini öğretmeye çalışanlardan uzakta
Yalnızca
Mutlu olmayı 
Seçti

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Kalemlerine özenmeden</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Karşısındaki tahta ve üzeri çizili masada</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Biraz koyu bir kâğıdın üzerinde</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Hiç zahmet çekmeden sabitliyordu düşüncelerini</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;"> </span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Düşünceleri kızından</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Karısından</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Sevdiklerinden uzakta</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Kendi bedenine esir olmuş bir teknenin</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Şafak habercileriydi</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;"> </span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">İşte aynı şafakta yola çıkmıştı kendisiyle</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Tek derdi haklı olmadan yaşayabilmekti</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Ona göre mutluluğun karşıtı yoktu</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Tersini bilmezdi çünkü</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;"> </span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Ona tersini öğretmeye çalışanlardan uzakta</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Yalnızca</span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Mutlu olmayı </span></span></span></pre>
<pre><span style="font-size: medium;"><span style="color: #ffffff;"><span style="font-family: book antiqua,palatino;">Seçti
</span></span></span></pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.metinkalender.com/anasayfa/balikci-olum-ve-ask-teorileri-metin-kalender-2010.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

